.
ODEISSEI
17 Ekim 2011 Pazartesi
1- İlk olarak bize grubun kuruluşundan biraz bahsedebilir misiniz? Grup bu
son haline gelene kadar neler yaşandı?
Grup 2002 yılında biz lisedeyken arkadaşlığımız sonucu çalışmaya başladı, 2002 de “SingyourSong” yarışmasında Genç Yetenek, 2004 yılında “Fanta Genç Yetenekler Arıyor” adlı yarışmada da Türkiye 1. si seçilmiştir. 2005 yılında 4 parçalık bir Ep albüm çıkarmıştır aynı zamanda, 2009 bitmeden yeni albümünü çıkarmak için kolları sıvamış durumdadır.
2- TNK grubunu oluşturan elemanların daha yakından tanınması açısından
bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Okuduğunuz okullar,
meslekleriniz gibi...
Basçımız Basri Bilkent üniversitesi işletme bölümünü bitirdi ben Caner; bilkent üniversitesi bilgisayar programcılığında okuyorum, Onur davulcumuz; gazi üniversitesi iktisat bölümde hala devam etmektedirler, iyi insanlarız, biraz izole yaşamayı seven insanlarız beraberken çok eğlenen insanlarız, gittikçe de kilo alan insanlarız
3-Bizleri bekleyen yeni bir albüm var mı?
En sevdiğim konu (yeni albümle ilgili) güzel bir albüm hazırladık 2009 bitmeden raflarda görebiliriz umarım.
4- Şarkılarınızın oluşum aşamasını bize anlatır mısınız? Sözleri kim yazıyor
mesela?
Sözlerini ve müzikal konularını bulduğum şeyleri basri ve onurla paylaşıyorum sonra bi anda oluyor çok zevkli bişey...
5- "SingyourSong" adli yarışmada "Genc Yetenek" ünvanı ve "Fanta Genc
Yetenekler Arıyor" adli yarışmada "Türkiye birincisi" gibi başarılarınız
var. Bu yarışmalardan bize biraz bahseder misiniz? Size ne gibi katkıları
oldu?
Kendimize olan güvenimizi arttırmak dışında televizyon ve sahne becerilerimizi geliştirmemizi sağladı, onun dışında çok tartıştık kendi aramızda belki o yarışmalar olmasaydı daha hızlı yol alırdık diye, olumsuz da birçok etkisi var aldığı verdiğini götürüp nötrleyebilir yani...
6- İlk EP'niz "Sıra Bizde". Kendi gözlemlerine dayanarak söylüyorum ki bu
albüm oldukça güzel tepkiler aldı. Siz bu albümünüzü nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Bence de çok güzel ve samimi bir albümdü benim lise yıllarımda yaptığım şarkılardı ve çok çocuksu hisler barındırıyordu aynı zamanda içinde...
7- Konserlerde kendi parçalarınızın yanı sıra başka grup veya sanatçı
parçalarına da yer veriyor musunuz?
Evet ama açık konuşmak gerekirse mecbur kaldığımız için aslında biz çıkarmak istediğimiz albümü 2 sene önce hazırlamıştık ama yaşadığımız bazı problemler ve bizim çelişen düşüncelerimiz albümü çıkarmaya fırsat vermedi. Konserlerde 4 parçalık Ep dışında 1-2 parça çaldık kendimizden, gerisi coverlardan oluşan bir repertuardı buna mecburduk çünkü yeni şarkılarımızı albüm çıkmadan konserlerde eskitmek istemiyorduk…
8- Grup olarak etkilendiğiniz, ilham aldığınız grup veya sanatçılar var
mıdır?
Kişisel olarak herkesin ayrı ayrı zevkleri var ama ortak noktada buluştuğumuz isimleri sayayım en iyisi ben, queen, radiohead, the strokes, jeff buckley, erkan oğur, travis, metallica, foo fighters, the blues brothers, murat kekilli
9- Müzik dışında grup elemanları neler yapmaktan hoşlanır? Genelde birlikte
mi vakit geçirirsiniz?
Maalesef müzik dışında da beraber vakit geçiriyoruz gün boyu stüdyoda gördüğün bir adamı gece dışarı çıktığında veya tatilde de sürekli görmek istemezsin “yaramazlık” yapıyoruz beraber bunu nasıl anlarsanız anlayın
10- TNK olarak bize biraz gelecek planlarınızdan bahsedebilir misiniz?
Nerede olmak istiyorsunuz ya da hedefliyorsunuz?
Müziğin içine kendimizi bırakalım nereye gidersek gidelim...
11-Umarım en başarılı yerlerde sizin adınızı görürüz. Çok teşekkür ediyorum güzel sohbetiniz için.
Biz teşekkür ederiz samimiyetinizden ötürü. Hoşça kalın..
25 Ağustos 2008
son haline gelene kadar neler yaşandı?
Grup 2002 yılında biz lisedeyken arkadaşlığımız sonucu çalışmaya başladı, 2002 de “SingyourSong” yarışmasında Genç Yetenek, 2004 yılında “Fanta Genç Yetenekler Arıyor” adlı yarışmada da Türkiye 1. si seçilmiştir. 2005 yılında 4 parçalık bir Ep albüm çıkarmıştır aynı zamanda, 2009 bitmeden yeni albümünü çıkarmak için kolları sıvamış durumdadır.
2- TNK grubunu oluşturan elemanların daha yakından tanınması açısından
bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Okuduğunuz okullar,meslekleriniz gibi...
Basçımız Basri Bilkent üniversitesi işletme bölümünü bitirdi ben Caner; bilkent üniversitesi bilgisayar programcılığında okuyorum, Onur davulcumuz; gazi üniversitesi iktisat bölümde hala devam etmektedirler, iyi insanlarız, biraz izole yaşamayı seven insanlarız beraberken çok eğlenen insanlarız, gittikçe de kilo alan insanlarız
3-Bizleri bekleyen yeni bir albüm var mı?
En sevdiğim konu (yeni albümle ilgili) güzel bir albüm hazırladık 2009 bitmeden raflarda görebiliriz umarım.
4- Şarkılarınızın oluşum aşamasını bize anlatır mısınız? Sözleri kim yazıyor
mesela?
Sözlerini ve müzikal konularını bulduğum şeyleri basri ve onurla paylaşıyorum sonra bi anda oluyor çok zevkli bişey...
5- "SingyourSong" adli yarışmada "Genc Yetenek" ünvanı ve "Fanta Genc
Yetenekler Arıyor" adli yarışmada "Türkiye birincisi" gibi başarılarınız
var. Bu yarışmalardan bize biraz bahseder misiniz? Size ne gibi katkıları
oldu?
Kendimize olan güvenimizi arttırmak dışında televizyon ve sahne becerilerimizi geliştirmemizi sağladı, onun dışında çok tartıştık kendi aramızda belki o yarışmalar olmasaydı daha hızlı yol alırdık diye, olumsuz da birçok etkisi var aldığı verdiğini götürüp nötrleyebilir yani...
6- İlk EP'niz "Sıra Bizde". Kendi gözlemlerine dayanarak söylüyorum ki bu
albüm oldukça güzel tepkiler aldı. Siz bu albümünüzü nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Bence de çok güzel ve samimi bir albümdü benim lise yıllarımda yaptığım şarkılardı ve çok çocuksu hisler barındırıyordu aynı zamanda içinde...
7- Konserlerde kendi parçalarınızın yanı sıra başka grup veya sanatçı
parçalarına da yer veriyor musunuz?
Evet ama açık konuşmak gerekirse mecbur kaldığımız için aslında biz çıkarmak istediğimiz albümü 2 sene önce hazırlamıştık ama yaşadığımız bazı problemler ve bizim çelişen düşüncelerimiz albümü çıkarmaya fırsat vermedi. Konserlerde 4 parçalık Ep dışında 1-2 parça çaldık kendimizden, gerisi coverlardan oluşan bir repertuardı buna mecburduk çünkü yeni şarkılarımızı albüm çıkmadan konserlerde eskitmek istemiyorduk…
8- Grup olarak etkilendiğiniz, ilham aldığınız grup veya sanatçılar var
mıdır?
Kişisel olarak herkesin ayrı ayrı zevkleri var ama ortak noktada buluştuğumuz isimleri sayayım en iyisi ben, queen, radiohead, the strokes, jeff buckley, erkan oğur, travis, metallica, foo fighters, the blues brothers, murat kekilli
9- Müzik dışında grup elemanları neler yapmaktan hoşlanır? Genelde birlikte
mi vakit geçirirsiniz?
Maalesef müzik dışında da beraber vakit geçiriyoruz gün boyu stüdyoda gördüğün bir adamı gece dışarı çıktığında veya tatilde de sürekli görmek istemezsin “yaramazlık” yapıyoruz beraber bunu nasıl anlarsanız anlayın
10- TNK olarak bize biraz gelecek planlarınızdan bahsedebilir misiniz?
Nerede olmak istiyorsunuz ya da hedefliyorsunuz?
Müziğin içine kendimizi bırakalım nereye gidersek gidelim...
11-Umarım en başarılı yerlerde sizin adınızı görürüz. Çok teşekkür ediyorum güzel sohbetiniz için.
Biz teşekkür ederiz samimiyetinizden ötürü. Hoşça kalın..
25 Ağustos 2008
Koray Ugantaş'la Röportaj
Bu yıl 3. yaşını kutlayan ve Efes tüm amatör rock guruplarına yeteneklerini gösterme ve müzik dünyasında yer edinme fırsatı sağlayan rock müzik yarışması: Rock’n Dark Express! Ve bu yarışmanın organizatörlüğünü üstlenen bir isim: Koray Ugantaş.
Kimdir Koray Ugantaş?
Üçüncü yaşını kutlayan Rock’n Dark Express Yarışmasının organizatörüdür. Aynı zamanda United Desing’dan tanıyoruz kendisini. Kendisine çok güvenen bir yapıya sahip olmakla beraber, yaptığı her işte de adından söz ettiriyor.
+Rock’n Dark Express hakkında bilgi alırsak..
- Tüm amatör rock gruplarına yeteneklerini gösterme ve müzik dünyasında yer edinme fırsatı sağlayan bir rock müzik yarışmasıdır, Ünlü sanatçı ve gruplarımızın da birbirinden güzel konserler verdiği tam 8 ayrı bölge finali sonucunda finalist olan rock müzik gruplarımız final gecesinde İstanbul’da büyük ödül için mücadele ederler.
+Yarışma koşullarından bahsedelim..
-Öncelikle yarışmamız 18-29 yaş arası tüm müzisyenlere açık. Yarışmaya kendinize ait 3 besteyle katılabilirsiniz. Ancak bestelerinizin hiçbir eserle bariz benzerlikler taşımaması önemli. Tabi bu bir rock müzik yarışması olduğundan bestelerinizin de rock formatında ve Türkçe sözlü olması gerekiyor. Bu yıl bir fark daha var. 2 beste 1 cover parçayla da katılma hakları var. Katılımcılar, yarışmanın resmi sitesi olan www.rockndarkexpress.com aracılığıyla tüm yarışma koşullarına erişebilirler.
+Geçen senelerdeki gruplar ne durumda?
-Geçen yıl, Çanakkale finalisti olan Batı Yakası yarışmamızın Türkiye birincisi oldu ve albüm yapma fırsatı yakaladı. Şu an grup elemanlarının hepsi İstanbul’da ve ocak ayında PMD yapımdan çıkacak olan albümleri üzerinde hararetle çalışıyorlar. Tabi ki bu, hiçbir grubun kolay kolay yakalayamayacağı bir fırsat. Diğer finalist guruplarımız da sene boyu bir çok festival ve konsere katıldılar.
+Geçen sene yarışmaya katılan gruplar tekrar şanslarını deneyebiliyorlar mı?
- Tabii ki! Geçen yıldan bir çok grubumuz var kendi bölgelerinde birinci olup, tekrar yarışmaya katılan. Örneğin Sessiz Harf Antalya’dan tekrar katılıyor. Bilindiği gibi geçen sene Antalya Birinciliği elde edip İstanbul elemelerinde yarışmaya hak kazanmışlardı. Böyle örnek verebileceğim çok grup var.
+Bu sene ödüller çok değişmiş. Örneğin geçen sene Albüm vardı. Bu sene neden yok?
- Kabul edersiniz ki bu sene fiziki albüm satışlarında hayli düşüş var. Bir de maliyet gerçeği.. Bu sene birinci olan grubumuzun bir şarkısı dijital single olarak profesyonel bir biçimde kaydedilecek. Emre Aydın, Kenan Doğulu gibi bir çok ünlü de digital single ‘ı tercih ediyor artık.
Ödüllerin değiştiği en büyük sürpriz aslında. Birinci olan grubumuzun şarkısı kaydedildikten sonra dünyanın müzik devi olan MTV de yayınlanmak üzere bu şarkıya bir video klip çekilecek. Diğer bir sürprizimiz de; bu yıl 2. Ve 3. olan gruplara da birbirinden güzel ödüller vermemiz. 2. Grubumuza çok kaliteli enstrümanlardan oluşan güzel bir set hediye ediyoruz 3. Grubumuza da 1 yıl boyunca ücretsiz prova yapma imkanı sağlıyoruz. Bir rock müzik grubunun en temel isteklerini sunmayı hedefledik.
+Geçen seneki bir çok gruba ‘sözleşmeden korktuk’ cümlesini kurduran neydi sizce?
-Öncelikle buna katılmıyorum. Sözleşmeyi iyi okumadıklarını düşünüyorum. Çünkü orada o kadar katı kurallar yoktu. Ucu açık ama bir o kadar da net cümlelerdi. Arkadaşlarımız sözleşmeyi yanlış anlamışlar diyebilirim. İyice okunması lazım.
+Birçok grup bu yüzden İstanbul’daki finalde finalist olmak istemediğini dile getirmişti hatta..
-Evet, bizi hayal kırıklığına uğratan çok grup oldu. Kendi illerinde muhteşem performans sergilediğini gördüğümüz gruplar İstanbul’da bizi çok şaşırttı. Hatta ‘Bunlar olmuş. Tamam. Şimdi albüm kaydına girseler yeridir.’ Cümlelerini kurmamızı sağlamışlardı. Ama İstanbul’da çok şaşırdık. İyi okunmayan,yanlış anlaşılan sözleşmenin eseri bu durum..
+Bu sene sözleşmenin esiri olan gruplardan tekrar katılanlar var.
-Onlar için çok daha iyi olacak. Belki de birinciliğe oynayacaklar.
+Yarışmaya renk katacak ünlüler kimler?
- Bu yıl konserlerimiz yine bomba gibi. Yakın tarihlerde yeni albümlerini piyasaya sürmüş olan Gece Yolcuları, Hayko Cepkin, Seksendört ve Yüksek Sadakat bu yıl bizlerle birlikte. Yarışmacı gruplarımız bu yıl bu büyük isimlerle aynı sahneyi paylaşma fırsatını elde edecekler. Final gecesini renklendirecek sürpriz isimse daha sonra duyurulacak. Geçen yıl Mor ve Ötesi Eurovision öncesi son konseriyle final gecemize damgasını vurmuştu.
+Antalya finali ne zaman?
-20 Mart tarihinde tren burada olacak.
+Peki ya mekan?
-Geçen sene Jolly Joker XL’da olan performans gecemiz bu yıl orada olmayacak. Şuan görüşme içerisinde olduğumuz mekanlar var. Orpheus Rock Bar, Jolly Joker Pub ve Tayla Oteli Salonu şimdilik fikir aşamasında olduğumuz mekanlar. Daha sonra duyuracağız konser mekanını.
+ En çok merak edilen soru.. Jüri üyelerimiz kimler?
-Yarışmamızın ana sponsoru Efes Dark’tan KAROLİN KORYAN ve TOLGA YAVUZ , 2 yıldır yarışmamızın organizasyonu başarıyla üstlenen “United Design”dan KORAY UGANTAŞ, Gece Yolcularının menajeri NECDET DİKİCİ, sanatçı ve program yapımcısı UMUT KUZEY, Billboard dergisinden ÖMER ACAR, PMD Yapımdan SELİM SEREZLİ, yine rock gruplarının özellikle son yıllarda çok fazla rağbet gösterdiği Myspace’ten Kaan Volkan, Yarışmamızın bu seneki medya sponsoru olan müzik devi MTV’den Hakan Aldemir ve son olarak bu yılın bombası, genç rock severlerin gözdesi Hayko Cepkin bu seneki juri üyelerimiz.
+Son olarak yarışmacılara söyleyecekleriniz var mı?
-Nihayetinde bu bir beste yarışması bu nedenle şarkıların niteliği bizim için önemli ancak en az o kadar önemli olan bir başka kriter de yarışmacı grupların final gecelerinde sergileyeceği canlı performans bu nedenle şarkılara çok sıkı hazırlanmaları gerekiyor. Bununla birlikte katılım ve başvuru koşullarını çok iyi incelesinler aksi bir durumda diskalifiye edileceklerini unutmasınlar. Tabii yapılacak internet oylamaları da çok önemli bir faktör. Yüzde 20 oranında etkisi var.
+Güzel sohbetiniz için çok teşekkürler.
-Ben teşekkür ederim.
Kimdir Koray Ugantaş?
Üçüncü yaşını kutlayan Rock’n Dark Express Yarışmasının organizatörüdür. Aynı zamanda United Desing’dan tanıyoruz kendisini. Kendisine çok güvenen bir yapıya sahip olmakla beraber, yaptığı her işte de adından söz ettiriyor.
+Rock’n Dark Express hakkında bilgi alırsak..
- Tüm amatör rock gruplarına yeteneklerini gösterme ve müzik dünyasında yer edinme fırsatı sağlayan bir rock müzik yarışmasıdır, Ünlü sanatçı ve gruplarımızın da birbirinden güzel konserler verdiği tam 8 ayrı bölge finali sonucunda finalist olan rock müzik gruplarımız final gecesinde İstanbul’da büyük ödül için mücadele ederler.
+Yarışma koşullarından bahsedelim..
-Öncelikle yarışmamız 18-29 yaş arası tüm müzisyenlere açık. Yarışmaya kendinize ait 3 besteyle katılabilirsiniz. Ancak bestelerinizin hiçbir eserle bariz benzerlikler taşımaması önemli. Tabi bu bir rock müzik yarışması olduğundan bestelerinizin de rock formatında ve Türkçe sözlü olması gerekiyor. Bu yıl bir fark daha var. 2 beste 1 cover parçayla da katılma hakları var. Katılımcılar, yarışmanın resmi sitesi olan www.rockndarkexpress.com aracılığıyla tüm yarışma koşullarına erişebilirler.
+Geçen senelerdeki gruplar ne durumda?
-Geçen yıl, Çanakkale finalisti olan Batı Yakası yarışmamızın Türkiye birincisi oldu ve albüm yapma fırsatı yakaladı. Şu an grup elemanlarının hepsi İstanbul’da ve ocak ayında PMD yapımdan çıkacak olan albümleri üzerinde hararetle çalışıyorlar. Tabi ki bu, hiçbir grubun kolay kolay yakalayamayacağı bir fırsat. Diğer finalist guruplarımız da sene boyu bir çok festival ve konsere katıldılar.
+Geçen sene yarışmaya katılan gruplar tekrar şanslarını deneyebiliyorlar mı?
- Tabii ki! Geçen yıldan bir çok grubumuz var kendi bölgelerinde birinci olup, tekrar yarışmaya katılan. Örneğin Sessiz Harf Antalya’dan tekrar katılıyor. Bilindiği gibi geçen sene Antalya Birinciliği elde edip İstanbul elemelerinde yarışmaya hak kazanmışlardı. Böyle örnek verebileceğim çok grup var.
+Bu sene ödüller çok değişmiş. Örneğin geçen sene Albüm vardı. Bu sene neden yok?
- Kabul edersiniz ki bu sene fiziki albüm satışlarında hayli düşüş var. Bir de maliyet gerçeği.. Bu sene birinci olan grubumuzun bir şarkısı dijital single olarak profesyonel bir biçimde kaydedilecek. Emre Aydın, Kenan Doğulu gibi bir çok ünlü de digital single ‘ı tercih ediyor artık.
Ödüllerin değiştiği en büyük sürpriz aslında. Birinci olan grubumuzun şarkısı kaydedildikten sonra dünyanın müzik devi olan MTV de yayınlanmak üzere bu şarkıya bir video klip çekilecek. Diğer bir sürprizimiz de; bu yıl 2. Ve 3. olan gruplara da birbirinden güzel ödüller vermemiz. 2. Grubumuza çok kaliteli enstrümanlardan oluşan güzel bir set hediye ediyoruz 3. Grubumuza da 1 yıl boyunca ücretsiz prova yapma imkanı sağlıyoruz. Bir rock müzik grubunun en temel isteklerini sunmayı hedefledik.
+Geçen seneki bir çok gruba ‘sözleşmeden korktuk’ cümlesini kurduran neydi sizce?
-Öncelikle buna katılmıyorum. Sözleşmeyi iyi okumadıklarını düşünüyorum. Çünkü orada o kadar katı kurallar yoktu. Ucu açık ama bir o kadar da net cümlelerdi. Arkadaşlarımız sözleşmeyi yanlış anlamışlar diyebilirim. İyice okunması lazım.
+Birçok grup bu yüzden İstanbul’daki finalde finalist olmak istemediğini dile getirmişti hatta..
-Evet, bizi hayal kırıklığına uğratan çok grup oldu. Kendi illerinde muhteşem performans sergilediğini gördüğümüz gruplar İstanbul’da bizi çok şaşırttı. Hatta ‘Bunlar olmuş. Tamam. Şimdi albüm kaydına girseler yeridir.’ Cümlelerini kurmamızı sağlamışlardı. Ama İstanbul’da çok şaşırdık. İyi okunmayan,yanlış anlaşılan sözleşmenin eseri bu durum..
+Bu sene sözleşmenin esiri olan gruplardan tekrar katılanlar var.
-Onlar için çok daha iyi olacak. Belki de birinciliğe oynayacaklar.
+Yarışmaya renk katacak ünlüler kimler?
- Bu yıl konserlerimiz yine bomba gibi. Yakın tarihlerde yeni albümlerini piyasaya sürmüş olan Gece Yolcuları, Hayko Cepkin, Seksendört ve Yüksek Sadakat bu yıl bizlerle birlikte. Yarışmacı gruplarımız bu yıl bu büyük isimlerle aynı sahneyi paylaşma fırsatını elde edecekler. Final gecesini renklendirecek sürpriz isimse daha sonra duyurulacak. Geçen yıl Mor ve Ötesi Eurovision öncesi son konseriyle final gecemize damgasını vurmuştu.
+Antalya finali ne zaman?
-20 Mart tarihinde tren burada olacak.
+Peki ya mekan?
-Geçen sene Jolly Joker XL’da olan performans gecemiz bu yıl orada olmayacak. Şuan görüşme içerisinde olduğumuz mekanlar var. Orpheus Rock Bar, Jolly Joker Pub ve Tayla Oteli Salonu şimdilik fikir aşamasında olduğumuz mekanlar. Daha sonra duyuracağız konser mekanını.
+ En çok merak edilen soru.. Jüri üyelerimiz kimler?
-Yarışmamızın ana sponsoru Efes Dark’tan KAROLİN KORYAN ve TOLGA YAVUZ , 2 yıldır yarışmamızın organizasyonu başarıyla üstlenen “United Design”dan KORAY UGANTAŞ, Gece Yolcularının menajeri NECDET DİKİCİ, sanatçı ve program yapımcısı UMUT KUZEY, Billboard dergisinden ÖMER ACAR, PMD Yapımdan SELİM SEREZLİ, yine rock gruplarının özellikle son yıllarda çok fazla rağbet gösterdiği Myspace’ten Kaan Volkan, Yarışmamızın bu seneki medya sponsoru olan müzik devi MTV’den Hakan Aldemir ve son olarak bu yılın bombası, genç rock severlerin gözdesi Hayko Cepkin bu seneki juri üyelerimiz.
+Son olarak yarışmacılara söyleyecekleriniz var mı?
-Nihayetinde bu bir beste yarışması bu nedenle şarkıların niteliği bizim için önemli ancak en az o kadar önemli olan bir başka kriter de yarışmacı grupların final gecelerinde sergileyeceği canlı performans bu nedenle şarkılara çok sıkı hazırlanmaları gerekiyor. Bununla birlikte katılım ve başvuru koşullarını çok iyi incelesinler aksi bir durumda diskalifiye edileceklerini unutmasınlar. Tabii yapılacak internet oylamaları da çok önemli bir faktör. Yüzde 20 oranında etkisi var.
+Güzel sohbetiniz için çok teşekkürler.
-Ben teşekkür ederim.
Yarım Kalan Hikaye
Tren gecenin karanlığında hızla yol alırken, camın siyahlığında yüzümü görüyorum. Bir farkediş, bir irkiliş bu rastlantıyla.
Son kez, ilk uğurlayışım geliyor aklıma seni aynı trenle, aynı yere. Ve hep aynı gidiş var gözlerimde, geridönüşleri geç kalmış başlangıçlar ve yalvarmalar gibi çaresiz.
Bir anlamı daha var mıydı gidişinin. Yanılgılarla, endişelerle, çıkmazlarla dolu bir bütünü parçalamak yada onarmak anlamına mı geliyordu bu terkediş? Ve yenidenlikler mi katacaktın hayatına, yine.
O sabah ocaktaki çaydanlığın kaynayan suyunu demliğe boşaltırken aklına gelmişti. Neden iyi bir fikir olmasındı ki. Hiç bilmediği bir yerde, onu hiç bilmeyen insanlarla yeni bir hayata başlamak düşüncesi, her zamanki çılgınlıkları gibi. Demli çayını yudumlarken, çoktan planlamıştı herşeyi. Daha küçük bir şehir olmalıydı. Hem de Egede. Hep istediği gibi.
"Denize yakın bir ev tutmalıyım." diye düşündü, mavi'ye doymak için. Güneşin karşıda denize battığını görebilmeliydi her akşam. O muhteşem renk çeşitinde yeniden doğmalıydı. Ve hiç pişmanlık duymamalıydı, sahip olduklarının tadına varıp da.
Bilemezdim yine hangi dünyalarda koşturup duruyor, bilemezdim bugünkü neşesi yarın da sürecek mi, bilemezdim korku filminde ağlayacak mı, bilemezdim bu sefer pizzasını neli yiyecek, bilemezdim evden sadece gazete almak için çıktığında aceba kaç saat sonra dönecek, bilemezdim göründüğü kadar mutlu mu... "Yine neler geçiyor aklından?" diye sorarken, alacağım cevabın bana o en yakın insanı uzak bir yerlere uğurlamak olduğunu da bilemezdim.
Şimdi, yalnızca bir arkadaştan ya da bir sevgiliden değil, beni tamamlayan diğer yarımdan ayrılmaya hazırlanmak zorundaydı, yaşadığım bütün zamanlar. Bir anlık bir bakış yeterdi çünkü anlamalarımıza, tek bir sözcüğe gerek kalmadan.
"Çok zor artık burada, bu şehirde devam etmek." diyordu. Hep aynı şarkıyı dinlemek gibi, sonsuza dek.
Belki en zoru "vazgeçmek" değildi ? En zoru senden vazgeçmek oysa.. Uğuruna inandığım bütün herşey adına yalnızca bir söz verebilirim sana belki, hiç bitiremediğimiz bitişimiz için.
Böylesi bir kararı hiç almamış olmanı isterdim. İnan. Her ne kadar bir ayrılığa konuşmuş olsak da sen burada, bu şehirde, yanımda, yakınımdaydın.
Herşeye rağmen, elimi uzattığımda dokunabiliyorken sana ve başımı çevirdiğimde görebiliyorken seni, farkında olmadığım bir kopamayışı yaşıyor, bir vazgeçemeyişi sürdürüyormuşum aslında.
Ağlamayı öğreniyor şimdi gözlerim.
__
Bugün güneşli bir gün. Bahara dönük sanki. Böyle günlerde içinin nasıl da kıpır kıpır olduğunu düşünüyorum.
__
Korku çığlığı kelimeler yazıyor kalemim. Çıldırmışcasına hızlı ve karmaşık şeyler. Bir düzeni yok cümlelerin. Ya yok oluyor hayalgücüm, ya da kısıtlıyorum kendimi, zorlayarak. Yaşamın çeşitliliğini unutmuş, tekdüze oluvermiş kalemim. Belki süslerinden arınıyor anlatımlarım ama hayır olmuyor! Birkaç kelime var seçebildiğim, sürekli tekrarladığım: Umut-Kayboluş-Yitiriş. Kendini yazıyor hayatım. Kendimi yazıyorum ben: Hiç göremediğim kadar net, hiç anlatamadığım kadar gerçek, hiç bilmediğim kadar bencil, sorumsuz, duygusuz, ruhsuz. Belki yaşamam, hissetmem gerekiyordu bütün bunları. Çokşey için geç, biliyorum, ama Herşey için değil. Oysa, tek farkı bu aldanışın, şimdi gerçekten yalnızım. Yalnız... Ümit etmenin güç bir şey olduğunu anlıyorum şimdi. Gerçek olan tek şey bağlanmaktı; sınırsızca. Ben ne yapıyorum? İnan bilmiyorum. Bilseydim yapmaktan korkardım belki. Yalnızca içimden geldiği gibi davranıyorum, ilk defa.
Küçük bir ayrıntı, istemekle istememek kararsızlığı, adına birlikte olmak dediğimiz. Durmalar ve başlamalarla süregelen zorlukları "Seni seviyorum" demenin.
Deneyimler aşılmamıştı henüz. Dün ve yarın arasındaki zamanı algılayamamıştım daha.
Aynı numarayı çevirmek her gecenin aynı saatinde. Yeni bir başlangıç yaratma çabası, yarım kalan düşlere.
Ben bir yanlışlığı yaşamak istemiyordum ki! Sense, bir hatalar tekrarını... Ve o ince çizgide ayrılıyordu özlemlerimiz. Henüz çok küçüktük, hiç bilmediğimiz kadar.
Ne kadarını hissedebiliyorsun yaşadıklarımın? Yükünü artırmak için değil bu sorgu, aksine azaltmak, üstlenmek için. Çünkü sıradan olmayı hak etmiyor bizim Biz oluşumuz.
Şimdi uzaklıkları düşünüyorum, uzak olmaları. İsteyip de varamamaları. Yeni bir sayfa çevirmekten söz ediyorum, Biz olmanın bilinci için. İnancımız kadar başarabiliriz bundan sonra -senin hep inandığın gibi- eğer istiyorsan.
"İstemek, yaratmaktır" dersin. İstemek, çoğaltmaktır. Hadi gel, izin ver çoğaltayım şimdi Biz'deki sevgiyi..
Geç kalmalarımın af dileyişi, eksik bir nota dilimde yalnızlık. Bir büyük cezayla yüzleşmiş olarak, bu gece yoldayım sana doğru. Sen olduğun ve sen orada olduğun için değil, ben ve sen "Biz" olduğumuz için. Bu sefer korkmadan, bu sefer ben gibi, bu sefer bizim için.
25 Mayıs 2008
Son kez, ilk uğurlayışım geliyor aklıma seni aynı trenle, aynı yere. Ve hep aynı gidiş var gözlerimde, geridönüşleri geç kalmış başlangıçlar ve yalvarmalar gibi çaresiz.
Bir anlamı daha var mıydı gidişinin. Yanılgılarla, endişelerle, çıkmazlarla dolu bir bütünü parçalamak yada onarmak anlamına mı geliyordu bu terkediş? Ve yenidenlikler mi katacaktın hayatına, yine.
O sabah ocaktaki çaydanlığın kaynayan suyunu demliğe boşaltırken aklına gelmişti. Neden iyi bir fikir olmasındı ki. Hiç bilmediği bir yerde, onu hiç bilmeyen insanlarla yeni bir hayata başlamak düşüncesi, her zamanki çılgınlıkları gibi. Demli çayını yudumlarken, çoktan planlamıştı herşeyi. Daha küçük bir şehir olmalıydı. Hem de Egede. Hep istediği gibi.
"Denize yakın bir ev tutmalıyım." diye düşündü, mavi'ye doymak için. Güneşin karşıda denize battığını görebilmeliydi her akşam. O muhteşem renk çeşitinde yeniden doğmalıydı. Ve hiç pişmanlık duymamalıydı, sahip olduklarının tadına varıp da.
Bilemezdim yine hangi dünyalarda koşturup duruyor, bilemezdim bugünkü neşesi yarın da sürecek mi, bilemezdim korku filminde ağlayacak mı, bilemezdim bu sefer pizzasını neli yiyecek, bilemezdim evden sadece gazete almak için çıktığında aceba kaç saat sonra dönecek, bilemezdim göründüğü kadar mutlu mu... "Yine neler geçiyor aklından?" diye sorarken, alacağım cevabın bana o en yakın insanı uzak bir yerlere uğurlamak olduğunu da bilemezdim.
Şimdi, yalnızca bir arkadaştan ya da bir sevgiliden değil, beni tamamlayan diğer yarımdan ayrılmaya hazırlanmak zorundaydı, yaşadığım bütün zamanlar. Bir anlık bir bakış yeterdi çünkü anlamalarımıza, tek bir sözcüğe gerek kalmadan.
"Çok zor artık burada, bu şehirde devam etmek." diyordu. Hep aynı şarkıyı dinlemek gibi, sonsuza dek.
Belki en zoru "vazgeçmek" değildi ? En zoru senden vazgeçmek oysa.. Uğuruna inandığım bütün herşey adına yalnızca bir söz verebilirim sana belki, hiç bitiremediğimiz bitişimiz için.
Böylesi bir kararı hiç almamış olmanı isterdim. İnan. Her ne kadar bir ayrılığa konuşmuş olsak da sen burada, bu şehirde, yanımda, yakınımdaydın.
Herşeye rağmen, elimi uzattığımda dokunabiliyorken sana ve başımı çevirdiğimde görebiliyorken seni, farkında olmadığım bir kopamayışı yaşıyor, bir vazgeçemeyişi sürdürüyormuşum aslında.
Ağlamayı öğreniyor şimdi gözlerim.
__
Bugün güneşli bir gün. Bahara dönük sanki. Böyle günlerde içinin nasıl da kıpır kıpır olduğunu düşünüyorum.
__
Korku çığlığı kelimeler yazıyor kalemim. Çıldırmışcasına hızlı ve karmaşık şeyler. Bir düzeni yok cümlelerin. Ya yok oluyor hayalgücüm, ya da kısıtlıyorum kendimi, zorlayarak. Yaşamın çeşitliliğini unutmuş, tekdüze oluvermiş kalemim. Belki süslerinden arınıyor anlatımlarım ama hayır olmuyor! Birkaç kelime var seçebildiğim, sürekli tekrarladığım: Umut-Kayboluş-Yitiriş. Kendini yazıyor hayatım. Kendimi yazıyorum ben: Hiç göremediğim kadar net, hiç anlatamadığım kadar gerçek, hiç bilmediğim kadar bencil, sorumsuz, duygusuz, ruhsuz. Belki yaşamam, hissetmem gerekiyordu bütün bunları. Çokşey için geç, biliyorum, ama Herşey için değil. Oysa, tek farkı bu aldanışın, şimdi gerçekten yalnızım. Yalnız... Ümit etmenin güç bir şey olduğunu anlıyorum şimdi. Gerçek olan tek şey bağlanmaktı; sınırsızca. Ben ne yapıyorum? İnan bilmiyorum. Bilseydim yapmaktan korkardım belki. Yalnızca içimden geldiği gibi davranıyorum, ilk defa.
Küçük bir ayrıntı, istemekle istememek kararsızlığı, adına birlikte olmak dediğimiz. Durmalar ve başlamalarla süregelen zorlukları "Seni seviyorum" demenin.
Deneyimler aşılmamıştı henüz. Dün ve yarın arasındaki zamanı algılayamamıştım daha.
Aynı numarayı çevirmek her gecenin aynı saatinde. Yeni bir başlangıç yaratma çabası, yarım kalan düşlere.
Ben bir yanlışlığı yaşamak istemiyordum ki! Sense, bir hatalar tekrarını... Ve o ince çizgide ayrılıyordu özlemlerimiz. Henüz çok küçüktük, hiç bilmediğimiz kadar.
Ne kadarını hissedebiliyorsun yaşadıklarımın? Yükünü artırmak için değil bu sorgu, aksine azaltmak, üstlenmek için. Çünkü sıradan olmayı hak etmiyor bizim Biz oluşumuz.
Şimdi uzaklıkları düşünüyorum, uzak olmaları. İsteyip de varamamaları. Yeni bir sayfa çevirmekten söz ediyorum, Biz olmanın bilinci için. İnancımız kadar başarabiliriz bundan sonra -senin hep inandığın gibi- eğer istiyorsan.
"İstemek, yaratmaktır" dersin. İstemek, çoğaltmaktır. Hadi gel, izin ver çoğaltayım şimdi Biz'deki sevgiyi..
Geç kalmalarımın af dileyişi, eksik bir nota dilimde yalnızlık. Bir büyük cezayla yüzleşmiş olarak, bu gece yoldayım sana doğru. Sen olduğun ve sen orada olduğun için değil, ben ve sen "Biz" olduğumuz için. Bu sefer korkmadan, bu sefer ben gibi, bu sefer bizim için.
25 Mayıs 2008
Uçurum
Gece yarısıydı. Arabadaydım. Radyo Maydonoz'da Selim gazete köşelerinden internete yayılmış bir öyküyü anlatıyordu. Kulak kesildim:
"Bir sonbahar günü Londra'daki doktor muayenehanesinin bekleme odasında oturan adam, yaprakların dökülmesini hüzünlü bir gülümsemeyle seyrediyordu. Biraz sonra muayene odasında doktor, teşhisi açıkladı kendisine:
'- Bay Winkelman, beyninizde bir ur var. Hemen ameliyat olmalısınız.'
Yüz hatları gerildi Winkelman'ın:
'- İngiltere'de bu ameliyatı yapabilecek doktor var mı' diye sordu.
'- Amerika'da yaşadığınıza göre orada olmanızı öneririm' dedi doktor; 'Zaten sizi ameliyat edebilecek tek operatör olan Charles Wronkow da orada yaşıyor.
Winkelman teşekkür edip ayrıldı. Otele giderken derin derin düşünüyor ve yere dökülen yaprakları ayaklarıyla yavaşça itiyordu.
Birkaç gün sonra gazeteler tanınmış Amerikalı operatör Charles Wronkow'un İngiltere'de tatilini geçirirken intihar ettiği haberini verdiler.
Polis, böyle tanınmış bir doktorun neden Wilkelman adı altında, Londra'nın yoksul bir mahallesindeki otelde kaldığını merak ediyordu."
* * *
Bu öyküyü dinlediğim gecenin sabahında gazeteler Reve Favaloro'nun intihar haberini duyurmuşlardı.
Favaloro, 1967'de bulduğu by-pass yöntemiyle kalp ameliyatlarında bir çığır açan ve milyonlarca hastayı kurtaran Arjantinli cerrahtı. Buenos Aires'teki muhteşem villasında kalbine sıktığı tek kurşunla son vermişti hayatına...
Milyonların kalbine giden kanalları açan bir insanın, kendi yüreğindeki tıkanmaya deva bulamaması ve sonunda onu kurşunlayarak susturması ne trajik bir final!..
Bütün bir salonu gülmekten kırıp geçirdikten sonra çekildiği makyaj odasında sessizce ağlayan bir palyaço gibi... Çevremize yaydığımız ışıktan biz nasiplenemeyiz çoğu zaman... insanın sözü geçmez, gücü yetmez bazen kendine...
En güzel aşk filmlerinde oynayan kadın, alabildiğine mutsuzdur bakarsanız...
Diline doladığı herkesin iç dünyasını kalemiyle didikleyen yazar, kendi içindeki keşmekeşi tariften acizdir.
Cemaate iman telkin ederken içten içe Tanrı'yı sorgulamaya başlamış bir din adamı kadar çaresiz, kıvranır insan...
Yalnızlık korkusunu bastırmak için ömrü boyunca sayısız kadına tutulmuş bir Kazanova'nın sonunda anavatanı yalnızlığa dönmesi,
...ya da cehennemi bir cephede gün boyu askerlerine cesaret aşılayan kumandanın gece karargahta korkudan titremesi gibi,
...en yakından tanıdığı zaafı, en güvendiği yanına yakıştıramaz insan:
...ve kendini en bildiği yerinden vurur: Kalpse kalp; beyinse beyin...
...bir kurşunla durur.
* * *
Çünkü en beteridir kendisiyle savaşanların, kendine yenilmesi...
İnanmadan din adamı olarak kalamazsınız; sevmeden aşık rolü oynayamaz, cesaretsiz savaşamazsınız; beyninizde bir urla beyinlere deva, kalbinizde kanayan bir yarayla kalplere şifa taşıyamazsınız.
Bu kuşatmayı yarmak için o "zaaf”larınızı yok etmek zorundasınızdır; çoğu kez kendinizden vazgeçmek pahasına...
insan, kendine rağmen gider o zaman...gençliğinde nice cana kıydığı kılıcının üzerine karnıyla yatıveren yaşlı bir Samuray savaşçısı ya da intihar için artık hükmedemediği tanıdık bir mikrofonu seçen Zeki Müren gibi, ölümü beklemeden onun kollarına koşar.
Bazen uluorta, bazen yapayalnız,
...uçsuz bucaksız bir boşluğa akar...
Malum; "uzun süre uçuruma bakarsan, uçurum da senin içine bakar."
"Bir sonbahar günü Londra'daki doktor muayenehanesinin bekleme odasında oturan adam, yaprakların dökülmesini hüzünlü bir gülümsemeyle seyrediyordu. Biraz sonra muayene odasında doktor, teşhisi açıkladı kendisine:
'- Bay Winkelman, beyninizde bir ur var. Hemen ameliyat olmalısınız.'
Yüz hatları gerildi Winkelman'ın:
'- İngiltere'de bu ameliyatı yapabilecek doktor var mı' diye sordu.
'- Amerika'da yaşadığınıza göre orada olmanızı öneririm' dedi doktor; 'Zaten sizi ameliyat edebilecek tek operatör olan Charles Wronkow da orada yaşıyor.
Winkelman teşekkür edip ayrıldı. Otele giderken derin derin düşünüyor ve yere dökülen yaprakları ayaklarıyla yavaşça itiyordu.
Birkaç gün sonra gazeteler tanınmış Amerikalı operatör Charles Wronkow'un İngiltere'de tatilini geçirirken intihar ettiği haberini verdiler.
Polis, böyle tanınmış bir doktorun neden Wilkelman adı altında, Londra'nın yoksul bir mahallesindeki otelde kaldığını merak ediyordu."
* * *
Bu öyküyü dinlediğim gecenin sabahında gazeteler Reve Favaloro'nun intihar haberini duyurmuşlardı.
Favaloro, 1967'de bulduğu by-pass yöntemiyle kalp ameliyatlarında bir çığır açan ve milyonlarca hastayı kurtaran Arjantinli cerrahtı. Buenos Aires'teki muhteşem villasında kalbine sıktığı tek kurşunla son vermişti hayatına...
Milyonların kalbine giden kanalları açan bir insanın, kendi yüreğindeki tıkanmaya deva bulamaması ve sonunda onu kurşunlayarak susturması ne trajik bir final!..
Bütün bir salonu gülmekten kırıp geçirdikten sonra çekildiği makyaj odasında sessizce ağlayan bir palyaço gibi... Çevremize yaydığımız ışıktan biz nasiplenemeyiz çoğu zaman... insanın sözü geçmez, gücü yetmez bazen kendine...
En güzel aşk filmlerinde oynayan kadın, alabildiğine mutsuzdur bakarsanız...
Diline doladığı herkesin iç dünyasını kalemiyle didikleyen yazar, kendi içindeki keşmekeşi tariften acizdir.
Cemaate iman telkin ederken içten içe Tanrı'yı sorgulamaya başlamış bir din adamı kadar çaresiz, kıvranır insan...
Yalnızlık korkusunu bastırmak için ömrü boyunca sayısız kadına tutulmuş bir Kazanova'nın sonunda anavatanı yalnızlığa dönmesi,
...ya da cehennemi bir cephede gün boyu askerlerine cesaret aşılayan kumandanın gece karargahta korkudan titremesi gibi,
...en yakından tanıdığı zaafı, en güvendiği yanına yakıştıramaz insan:
...ve kendini en bildiği yerinden vurur: Kalpse kalp; beyinse beyin...
...bir kurşunla durur.
* * *
Çünkü en beteridir kendisiyle savaşanların, kendine yenilmesi...
İnanmadan din adamı olarak kalamazsınız; sevmeden aşık rolü oynayamaz, cesaretsiz savaşamazsınız; beyninizde bir urla beyinlere deva, kalbinizde kanayan bir yarayla kalplere şifa taşıyamazsınız.
Bu kuşatmayı yarmak için o "zaaf”larınızı yok etmek zorundasınızdır; çoğu kez kendinizden vazgeçmek pahasına...
insan, kendine rağmen gider o zaman...gençliğinde nice cana kıydığı kılıcının üzerine karnıyla yatıveren yaşlı bir Samuray savaşçısı ya da intihar için artık hükmedemediği tanıdık bir mikrofonu seçen Zeki Müren gibi, ölümü beklemeden onun kollarına koşar.
Bazen uluorta, bazen yapayalnız,
...uçsuz bucaksız bir boşluğa akar...
Malum; "uzun süre uçuruma bakarsan, uçurum da senin içine bakar."
Tatil !
Ne ilginçtir ki artık planlamıyorum hayatımı. Bir sonra ki günü düşünmeden yaşıyorum. Çok keyifliymiş inanın bana! Böyle dediğime bakmayın, aslında plan da yapmıştım hani hafta sonu için. Fotoğraf çekecektik, bir proje vardı kafamızda.Suya düştü bu haftalık, ama değdi diyebilirim.
O iptal olunca, hiç düşünmediğim bir planın içinde 16.kişi oluverdim.
15 kişi yanımda. bir de ben 16 kişilik bir kafile. Cumartesi sabahı kolumdan sürükleye sürükleye Kemer'e götürüldüm. Uykuya öylesine ihtiyacım vardı ki, kolumdan çekiştirenlerin ve suyla tehdit edenlerin sayısı arttıkça ben de pes etmek zorunda kaldım.
Kemer yolundayız. Yarı uyanık bir şekilde camdan dışarı bakıyorum. Ayrıca şu Konyaaltı Belediyesi'nin yanındaki benzinlikleri de çok seviyorum. Sabahın köründe yapılan yolculuklar da uğrak yerimiz de ondan. Kahvesi de pek güzel derken tanıdık bir araba gelip silme yanaşıyor yanımıza. Tatil moduna girmiş 5 kişilik dostlar gülüyor : 'Günaydın!'
Yola tekrar çıkıyoruz. Bu sefer kornalar çalıyor 'haydi takip et.' deniyor ve 3. grup da ekleniyor konvoyumuza. Grup tamam diyorum ki bir karavan sağa yanaşmış bekliyor limanın sonunda. Hem de kırmızı. Onunla da işaretleşiyoruz ve Kemer'e gidiyoruz. Ayışığı göründü diyerek gülüştükten sonra, limana arabaları park ediyoruz.İşte şimdi tatil başlıyor.
Kasa kasa yiyecek içecekler taşınıyor yata. Bu tatile sonradan eklenmem dolayısıyla bana 'her şey dahil.' Bu durumdan memnuniyetsiz de değilim hani. Biraz muhabbet, biraz kaynaşmanın ardından açılıyoruz. Denizin ortasında kahvaltı etmek kadar güzel bir şey yokmuş. (Aslında varmış, biraz sonra.) Sabah mahmurluğundan olsa gerek, mahmudelerim pek suskun. Herkes çayına, kahvesine ve önündeki tabağa konsantre olmuş. İlk kez gördüğüm insanlar da var ama ne tezatlıktır ki sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi muhabbete dalıyoruz. Onlardan birisi de Taner abi. 15ininde olduğu gibi o da müthiş bir insan. 'Doğan' adındaki yatımızda 2 tane kaptanımız var. Birisi yatımızdaki gerçek kaptan, diğerinin mesleği kaptanlık ama onunla birlikte tatildeyiz bizde. Taner abiyle muhabbete balıktan başlıyoruz. Ömrümde yanlışlıkla tuttuğum tek bir balığın haricinde hiç balık tutmamıştım ki, koylardan birinde durana kadar. Çeşit çeşit balıklar oltayı atmamızla birlikte yemlere üşüşüyorlar. Balon balıklarının keselerinin şişmesini oyun olarak algılayan miniklerle gülüyoruz, palamut tutma taktiklerini öğreniyorum, mercanların pembeliği göz kamaştırıyor.. Taner abi günün artistliğini tek bir hamleyle yapıyor; zıpkının ucunda kocaman bir palamut. Ben de yavaşça yanına yanaşıp, taktik öğrenmeye çalışıyorum. Tek öğrendiğim balık isimleri ve yakalama taktikleri olmuyor; sabırlı olmayı, emeğin karşılığında istediğini elde etmeyi de öğretiyor bana farkına varmadan. Vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Koy koy geziyoruz, her koy da dalıp çıkıyoruz, yorulduğumuzda tekrar minik balıkların katili oluyoruz. Değerli ve büyüyüp kocaman olacak olan balıkları (örneğin kuzu) yaralamadan tekrar denize salıyoruz.
En çok hoşuma giden de balık tutmak oluyor. İnanılmaz bir keyif!
Üç adaları geçiyoruz. iki kayanın arasına asılmış 3 Türk bayrağı muhteşem dalgalanıyor. Bir kaç koya daha uğrayıp, saatlerce yüzüp,yarış yapıp,denizin dibine inmeye çalışmakla günün nasıl geçtiğini anlayamıyoruz.
Olympos'a, Çıralı'ya selam veriyoruz. Taner Abi'yle Çıralı planları yapıyoruz. Gelecek haftasonunu planlamamaya sadece Çıralı için sözleşmeye karar veriyoruz. Bir de fark ediyoruz ki onun doğum günü 10 Eylül,Sudem 11 Eylül,Bora&Derya 15 Eylül, ben 21 Eylül ve Hasan 22 Eylül. Bundan iyi fırsat olmaz diyerek,toplu doğum günü sözü veriyoruz hep birlikte.
Deniz yoruyor, acıkıyoruz. Tuttuğumuz balıkları mideye indiriyoruz. Kalacağımız o Ceneviz Koyu'na giderken Meltem Abla'yı Mars'a yolluyorum, ardından dayanamayıp ben de gidiyorum. Bob Marley'le yüzüyoruz, Bob Dylan'la yemek yiyoruz, Nirvana 'Where did you sleep last night' derken kestiriyoruz birazcık.Ardında batarken güneş dağların, biz Ceneviz Koyu'na giriyoruz. Bu koy müthiş bir koy. İki dağın arasında turkuaz bir deniz.
Buz gibi diye tahmin ettiğim suya atıyorum kendimi. Su gayet ılık. Suyun üzerinde yatıyorum. Gözümü açmamla gökyüzünü ve dağların tepelerini görüyorum. Hava, alacakaranlık dedikleri gibi. Hayatımda hiç öyle hissetmedim. En az yarım saat öylece yatıyorum suyun üstünde. Huzurdan söz etseler artık aklıma sadece o koydaki halim gelecek. İstemeyerek de olsa çıkıyorum yata. Akşam yemeğini beklerken biraz daha balık olayına girişiyoruz. Emreyle okey dönüyoruz, Meltemle marstan son dakika kurtulma dansı yapıyoruz. Yemeği yiyip, sıra geminin burnunda muhabbet etmeye gelince Taner Abi’yle başlıyoruz geyik yapmaya. Fender gitarından,150 şarkılık repertuarından, atlattığı deniz maceralarından, dövmesinin anlamından ve evin bahçesindeki köpeğinden açtığımız muhabbetle gece yarısına geliyoruz. Olympos’u ikimiz de sevmiyoruz fakat Çıralı’da hemfikiriz. 14 kişiyi egale ediyoruz.Komşu yatlardaki turistler müziği son ses açıp kopuyorlar. Ara sıra bizde onlara ayak uydurup, eğleniyoruz. Bol bol fotoğraf çekiyoruz (ki genel de çeken ben oluyorum) yatmaya son saatler kala senaryolar kurulmaya başlıyor. Tsunami mi çıkmadı,Geminin demirini tutan zincir mi kopmadı,fırtına mı çıkmadı.. Bir tek Jaws’ı es geçtiler, onu da ben tamamladım.
Kamaralar sıcak olduğundan geminin üstündeki şezlonga benzeyen minderlere yastık battaniye getirip yatıyoruz. Hani dedim ya denizin ortasında kahvaltı etmek kadar güzel bir şey yokmuş diye.. Varmış. O da sabah Ceneviz Koyu’nda uyanmak. Müthiş bir sakinlik, inanılmaz bir manzara.
Aynı eğlenceyle geri dönüyoruz bu defa. Her koya girip çıkarak, bol bol yüzerek, oyunlar oynayıp, en yüksek yerden atlamaya çalışarak geri dönüyoruz. Tatile gidip yorulan bir ben varımdır sanırım. Ama tatlı yorgunluk diyebiliriz.
Eğer huzur isteniyorsa, ters giden bir şeyler varsa,tempodan ya da boşluktan bunaldıysan ilaç gibi geliyor. Tatil buymuş. Diğerleri yalanmış. Tam zamanında geldi bu fırsat, iyi ki de geldi.
Ceneviz Koyu’nda uyumadan ölme.
Not:Sencan haklıymış, birden çıkarmış karşına mutluluk. İlla kişilerde mi çıkması lazım. Al sana tatil, al sana mutluluk!
Not 2 : Kuru kuru olmaz evet. Fotoğraflar yakında.
O iptal olunca, hiç düşünmediğim bir planın içinde 16.kişi oluverdim.
15 kişi yanımda. bir de ben 16 kişilik bir kafile. Cumartesi sabahı kolumdan sürükleye sürükleye Kemer'e götürüldüm. Uykuya öylesine ihtiyacım vardı ki, kolumdan çekiştirenlerin ve suyla tehdit edenlerin sayısı arttıkça ben de pes etmek zorunda kaldım.
Kemer yolundayız. Yarı uyanık bir şekilde camdan dışarı bakıyorum. Ayrıca şu Konyaaltı Belediyesi'nin yanındaki benzinlikleri de çok seviyorum. Sabahın köründe yapılan yolculuklar da uğrak yerimiz de ondan. Kahvesi de pek güzel derken tanıdık bir araba gelip silme yanaşıyor yanımıza. Tatil moduna girmiş 5 kişilik dostlar gülüyor : 'Günaydın!'
Yola tekrar çıkıyoruz. Bu sefer kornalar çalıyor 'haydi takip et.' deniyor ve 3. grup da ekleniyor konvoyumuza. Grup tamam diyorum ki bir karavan sağa yanaşmış bekliyor limanın sonunda. Hem de kırmızı. Onunla da işaretleşiyoruz ve Kemer'e gidiyoruz. Ayışığı göründü diyerek gülüştükten sonra, limana arabaları park ediyoruz.İşte şimdi tatil başlıyor.
Kasa kasa yiyecek içecekler taşınıyor yata. Bu tatile sonradan eklenmem dolayısıyla bana 'her şey dahil.' Bu durumdan memnuniyetsiz de değilim hani. Biraz muhabbet, biraz kaynaşmanın ardından açılıyoruz. Denizin ortasında kahvaltı etmek kadar güzel bir şey yokmuş. (Aslında varmış, biraz sonra.) Sabah mahmurluğundan olsa gerek, mahmudelerim pek suskun. Herkes çayına, kahvesine ve önündeki tabağa konsantre olmuş. İlk kez gördüğüm insanlar da var ama ne tezatlıktır ki sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi muhabbete dalıyoruz. Onlardan birisi de Taner abi. 15ininde olduğu gibi o da müthiş bir insan. 'Doğan' adındaki yatımızda 2 tane kaptanımız var. Birisi yatımızdaki gerçek kaptan, diğerinin mesleği kaptanlık ama onunla birlikte tatildeyiz bizde. Taner abiyle muhabbete balıktan başlıyoruz. Ömrümde yanlışlıkla tuttuğum tek bir balığın haricinde hiç balık tutmamıştım ki, koylardan birinde durana kadar. Çeşit çeşit balıklar oltayı atmamızla birlikte yemlere üşüşüyorlar. Balon balıklarının keselerinin şişmesini oyun olarak algılayan miniklerle gülüyoruz, palamut tutma taktiklerini öğreniyorum, mercanların pembeliği göz kamaştırıyor.. Taner abi günün artistliğini tek bir hamleyle yapıyor; zıpkının ucunda kocaman bir palamut. Ben de yavaşça yanına yanaşıp, taktik öğrenmeye çalışıyorum. Tek öğrendiğim balık isimleri ve yakalama taktikleri olmuyor; sabırlı olmayı, emeğin karşılığında istediğini elde etmeyi de öğretiyor bana farkına varmadan. Vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Koy koy geziyoruz, her koy da dalıp çıkıyoruz, yorulduğumuzda tekrar minik balıkların katili oluyoruz. Değerli ve büyüyüp kocaman olacak olan balıkları (örneğin kuzu) yaralamadan tekrar denize salıyoruz.
En çok hoşuma giden de balık tutmak oluyor. İnanılmaz bir keyif!
Üç adaları geçiyoruz. iki kayanın arasına asılmış 3 Türk bayrağı muhteşem dalgalanıyor. Bir kaç koya daha uğrayıp, saatlerce yüzüp,yarış yapıp,denizin dibine inmeye çalışmakla günün nasıl geçtiğini anlayamıyoruz.
Olympos'a, Çıralı'ya selam veriyoruz. Taner Abi'yle Çıralı planları yapıyoruz. Gelecek haftasonunu planlamamaya sadece Çıralı için sözleşmeye karar veriyoruz. Bir de fark ediyoruz ki onun doğum günü 10 Eylül,Sudem 11 Eylül,Bora&Derya 15 Eylül, ben 21 Eylül ve Hasan 22 Eylül. Bundan iyi fırsat olmaz diyerek,toplu doğum günü sözü veriyoruz hep birlikte.
Deniz yoruyor, acıkıyoruz. Tuttuğumuz balıkları mideye indiriyoruz. Kalacağımız o Ceneviz Koyu'na giderken Meltem Abla'yı Mars'a yolluyorum, ardından dayanamayıp ben de gidiyorum. Bob Marley'le yüzüyoruz, Bob Dylan'la yemek yiyoruz, Nirvana 'Where did you sleep last night' derken kestiriyoruz birazcık.Ardında batarken güneş dağların, biz Ceneviz Koyu'na giriyoruz. Bu koy müthiş bir koy. İki dağın arasında turkuaz bir deniz.
Buz gibi diye tahmin ettiğim suya atıyorum kendimi. Su gayet ılık. Suyun üzerinde yatıyorum. Gözümü açmamla gökyüzünü ve dağların tepelerini görüyorum. Hava, alacakaranlık dedikleri gibi. Hayatımda hiç öyle hissetmedim. En az yarım saat öylece yatıyorum suyun üstünde. Huzurdan söz etseler artık aklıma sadece o koydaki halim gelecek. İstemeyerek de olsa çıkıyorum yata. Akşam yemeğini beklerken biraz daha balık olayına girişiyoruz. Emreyle okey dönüyoruz, Meltemle marstan son dakika kurtulma dansı yapıyoruz. Yemeği yiyip, sıra geminin burnunda muhabbet etmeye gelince Taner Abi’yle başlıyoruz geyik yapmaya. Fender gitarından,150 şarkılık repertuarından, atlattığı deniz maceralarından, dövmesinin anlamından ve evin bahçesindeki köpeğinden açtığımız muhabbetle gece yarısına geliyoruz. Olympos’u ikimiz de sevmiyoruz fakat Çıralı’da hemfikiriz. 14 kişiyi egale ediyoruz.Komşu yatlardaki turistler müziği son ses açıp kopuyorlar. Ara sıra bizde onlara ayak uydurup, eğleniyoruz. Bol bol fotoğraf çekiyoruz (ki genel de çeken ben oluyorum) yatmaya son saatler kala senaryolar kurulmaya başlıyor. Tsunami mi çıkmadı,Geminin demirini tutan zincir mi kopmadı,fırtına mı çıkmadı.. Bir tek Jaws’ı es geçtiler, onu da ben tamamladım.
Kamaralar sıcak olduğundan geminin üstündeki şezlonga benzeyen minderlere yastık battaniye getirip yatıyoruz. Hani dedim ya denizin ortasında kahvaltı etmek kadar güzel bir şey yokmuş diye.. Varmış. O da sabah Ceneviz Koyu’nda uyanmak. Müthiş bir sakinlik, inanılmaz bir manzara.
Aynı eğlenceyle geri dönüyoruz bu defa. Her koya girip çıkarak, bol bol yüzerek, oyunlar oynayıp, en yüksek yerden atlamaya çalışarak geri dönüyoruz. Tatile gidip yorulan bir ben varımdır sanırım. Ama tatlı yorgunluk diyebiliriz.
Eğer huzur isteniyorsa, ters giden bir şeyler varsa,tempodan ya da boşluktan bunaldıysan ilaç gibi geliyor. Tatil buymuş. Diğerleri yalanmış. Tam zamanında geldi bu fırsat, iyi ki de geldi.
Ceneviz Koyu’nda uyumadan ölme.
Not:Sencan haklıymış, birden çıkarmış karşına mutluluk. İlla kişilerde mi çıkması lazım. Al sana tatil, al sana mutluluk!
Not 2 : Kuru kuru olmaz evet. Fotoğraflar yakında.
Şikayetçiyim arkadaş!
Şikayetçiyim arkadaş!
.............. ..
Penceremden baktığımda gördüğüm yalnızca doğmaya meyillenen güneş değildi.. Onu gölgelemeye çalışan bulutlar vardı birde.Hep gölgelenirmiş güzellikler. Buda onlardan biriydi yalnızca.
***
Saat sabahın körü.
Kumru ötüyor. Yalnızca ötmüyor. Birde amacı var : Beynimi delmek, belki de
delirtmek......
Yüzüstü
mü, yoksa sırtüstü mü denir hala karıştırırım. Yüzüm tavana bakıyor. Evet, tam
olarak bu işte.....
Küçük
bir hareketle gözlerimi bulutlara kaydırdım tekrar.....
Küçük
bebekler, zıplayan tavşanlar.. şekilden şekle soktum gri bulutları.....
En
çok da kedi şekli yakıştı.....
Bugün
olay istemiyordu hayatım.....
Hiç
kalkmasam yataktan?....
Lanet
olası dershane.. Ya okul?....
Derinden
bir offf.....
Oflama
sabah sabah kızım!....
Kalkmalıyım..
Şimdi çalar zaten Trivium.....
Hiç
sevmiyorum ya şu grubu.....
Duyunca
delirip kapatmaya çalışıyorum. O ara uykum da açılıyor.....
***....
Dolmuşlar..
....
Sabah
neden Seleklerin orayı dolaşıp aynı yere gelirler? Bindiğim yere 15dakika
sonra geri geliyorum sonra da dönüp 10 dakikada ineceğim durağa geliyorum. Toplam yol 20-25 dakika tutuyor. Ama gideceğim yerin evden uzaklığı 10dakika. Sabah vakti ‘Neye bindim?’ , ‘Neredeyim?’ ve ‘Saat kaç?’
cümleleri fink atıyor beynimde.....
Yolculuk
Doğu Garajı.....
İn
yürü birde......
Tren
iyi hoş ama.. ....
Yolların
durumu her sabah delirtmekte.....
Cender
Oteli’nin oradan Güllük’e 45dakikada gidiliyor. Hele saat 18.00 civarıysa, hiç
söylemeyeyim daha iyi.....
Tren
geldi ‘kentselleştik’ ....
İstanbullulaştıramadıklarımızdan
mısınız ?....
Sözüm
ona çok güzel olmuş tren ona diyecek bir şeyim yok ama yolları bozmadan
yapılabilse ne de güzel olurdu......
Birde
seçim günü gelse de kurtulsak.. ....
Bıktım
güne seçmenlerin şarkılarıyla başlamaktan.....
Evet,
farkındayım.....
Bildiğin
hoşnutsuzum.....
Belki
de bugün için geçerlidir sadece hoşnutsuzluk.....
Günlerdir
aklımda bu konu. Ulaşım rahat olsun, tren olsun, bütün yenilikler olsun, herkes
mutlu olsun, herkes sevsin ve herkes sevilsin istiyorum. Berke de Cansu’dan
ayrılsın istiyorum. (Yazıda geçen kişiler ve kurumlar tamamen kulak
dolgunluğudur.)....
.. ..
Şikayetçiyim
arkadaş!....
Salı, Mart 24, 2009
.............. ..
Penceremden baktığımda gördüğüm yalnızca doğmaya meyillenen güneş değildi.. Onu gölgelemeye çalışan bulutlar vardı birde.Hep gölgelenirmiş güzellikler. Buda onlardan biriydi yalnızca.
***
Saat sabahın körü.
Kumru ötüyor. Yalnızca ötmüyor. Birde amacı var : Beynimi delmek, belki de
delirtmek......
Yüzüstü
mü, yoksa sırtüstü mü denir hala karıştırırım. Yüzüm tavana bakıyor. Evet, tam
olarak bu işte.....
Küçük
bir hareketle gözlerimi bulutlara kaydırdım tekrar.....
Küçük
bebekler, zıplayan tavşanlar.. şekilden şekle soktum gri bulutları.....
En
çok da kedi şekli yakıştı.....
Bugün
olay istemiyordu hayatım.....
Hiç
kalkmasam yataktan?....
Lanet
olası dershane.. Ya okul?....
Derinden
bir offf.....
Oflama
sabah sabah kızım!....
Kalkmalıyım..
Şimdi çalar zaten Trivium.....
Hiç
sevmiyorum ya şu grubu.....
Duyunca
delirip kapatmaya çalışıyorum. O ara uykum da açılıyor.....
***....
Dolmuşlar..
....
Sabah
neden Seleklerin orayı dolaşıp aynı yere gelirler? Bindiğim yere 15dakika
sonra geri geliyorum sonra da dönüp 10 dakikada ineceğim durağa geliyorum. Toplam yol 20-25 dakika tutuyor. Ama gideceğim yerin evden uzaklığı 10dakika. Sabah vakti ‘Neye bindim?’ , ‘Neredeyim?’ ve ‘Saat kaç?’
cümleleri fink atıyor beynimde.....
Yolculuk
Doğu Garajı.....
İn
yürü birde......
Tren
iyi hoş ama.. ....
Yolların
durumu her sabah delirtmekte.....
Cender
Oteli’nin oradan Güllük’e 45dakikada gidiliyor. Hele saat 18.00 civarıysa, hiç
söylemeyeyim daha iyi.....
Tren
geldi ‘kentselleştik’ ....
İstanbullulaştıramadıklarımızdan
mısınız ?....
Sözüm
ona çok güzel olmuş tren ona diyecek bir şeyim yok ama yolları bozmadan
yapılabilse ne de güzel olurdu......
Birde
seçim günü gelse de kurtulsak.. ....
Bıktım
güne seçmenlerin şarkılarıyla başlamaktan.....
Evet,
farkındayım.....
Bildiğin
hoşnutsuzum.....
Belki
de bugün için geçerlidir sadece hoşnutsuzluk.....
Günlerdir
aklımda bu konu. Ulaşım rahat olsun, tren olsun, bütün yenilikler olsun, herkes
mutlu olsun, herkes sevsin ve herkes sevilsin istiyorum. Berke de Cansu’dan
ayrılsın istiyorum. (Yazıda geçen kişiler ve kurumlar tamamen kulak
dolgunluğudur.)....
.. ..
Şikayetçiyim
arkadaş!....
Salı, Mart 24, 2009
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
