Ne ilginçtir ki artık planlamıyorum hayatımı. Bir sonra ki günü düşünmeden yaşıyorum. Çok keyifliymiş inanın bana! Böyle dediğime bakmayın, aslında plan da yapmıştım hani hafta sonu için. Fotoğraf çekecektik, bir proje vardı kafamızda.Suya düştü bu haftalık, ama değdi diyebilirim.
O iptal olunca, hiç düşünmediğim bir planın içinde 16.kişi oluverdim.
15 kişi yanımda. bir de ben 16 kişilik bir kafile. Cumartesi sabahı kolumdan sürükleye sürükleye Kemer'e götürüldüm. Uykuya öylesine ihtiyacım vardı ki, kolumdan çekiştirenlerin ve suyla tehdit edenlerin sayısı arttıkça ben de pes etmek zorunda kaldım.
Kemer yolundayız. Yarı uyanık bir şekilde camdan dışarı bakıyorum. Ayrıca şu Konyaaltı Belediyesi'nin yanındaki benzinlikleri de çok seviyorum. Sabahın köründe yapılan yolculuklar da uğrak yerimiz de ondan. Kahvesi de pek güzel derken tanıdık bir araba gelip silme yanaşıyor yanımıza. Tatil moduna girmiş 5 kişilik dostlar gülüyor : 'Günaydın!'
Yola tekrar çıkıyoruz. Bu sefer kornalar çalıyor 'haydi takip et.' deniyor ve 3. grup da ekleniyor konvoyumuza. Grup tamam diyorum ki bir karavan sağa yanaşmış bekliyor limanın sonunda. Hem de kırmızı. Onunla da işaretleşiyoruz ve Kemer'e gidiyoruz. Ayışığı göründü diyerek gülüştükten sonra, limana arabaları park ediyoruz.İşte şimdi tatil başlıyor.
Kasa kasa yiyecek içecekler taşınıyor yata. Bu tatile sonradan eklenmem dolayısıyla bana 'her şey dahil.' Bu durumdan memnuniyetsiz de değilim hani. Biraz muhabbet, biraz kaynaşmanın ardından açılıyoruz. Denizin ortasında kahvaltı etmek kadar güzel bir şey yokmuş. (Aslında varmış, biraz sonra.) Sabah mahmurluğundan olsa gerek, mahmudelerim pek suskun. Herkes çayına, kahvesine ve önündeki tabağa konsantre olmuş. İlk kez gördüğüm insanlar da var ama ne tezatlıktır ki sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi muhabbete dalıyoruz. Onlardan birisi de Taner abi. 15ininde olduğu gibi o da müthiş bir insan. 'Doğan' adındaki yatımızda 2 tane kaptanımız var. Birisi yatımızdaki gerçek kaptan, diğerinin mesleği kaptanlık ama onunla birlikte tatildeyiz bizde. Taner abiyle muhabbete balıktan başlıyoruz. Ömrümde yanlışlıkla tuttuğum tek bir balığın haricinde hiç balık tutmamıştım ki, koylardan birinde durana kadar. Çeşit çeşit balıklar oltayı atmamızla birlikte yemlere üşüşüyorlar. Balon balıklarının keselerinin şişmesini oyun olarak algılayan miniklerle gülüyoruz, palamut tutma taktiklerini öğreniyorum, mercanların pembeliği göz kamaştırıyor.. Taner abi günün artistliğini tek bir hamleyle yapıyor; zıpkının ucunda kocaman bir palamut. Ben de yavaşça yanına yanaşıp, taktik öğrenmeye çalışıyorum. Tek öğrendiğim balık isimleri ve yakalama taktikleri olmuyor; sabırlı olmayı, emeğin karşılığında istediğini elde etmeyi de öğretiyor bana farkına varmadan. Vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Koy koy geziyoruz, her koy da dalıp çıkıyoruz, yorulduğumuzda tekrar minik balıkların katili oluyoruz. Değerli ve büyüyüp kocaman olacak olan balıkları (örneğin kuzu) yaralamadan tekrar denize salıyoruz.
En çok hoşuma giden de balık tutmak oluyor. İnanılmaz bir keyif!
Üç adaları geçiyoruz. iki kayanın arasına asılmış 3 Türk bayrağı muhteşem dalgalanıyor. Bir kaç koya daha uğrayıp, saatlerce yüzüp,yarış yapıp,denizin dibine inmeye çalışmakla günün nasıl geçtiğini anlayamıyoruz.
Olympos'a, Çıralı'ya selam veriyoruz. Taner Abi'yle Çıralı planları yapıyoruz. Gelecek haftasonunu planlamamaya sadece Çıralı için sözleşmeye karar veriyoruz. Bir de fark ediyoruz ki onun doğum günü 10 Eylül,Sudem 11 Eylül,Bora&Derya 15 Eylül, ben 21 Eylül ve Hasan 22 Eylül. Bundan iyi fırsat olmaz diyerek,toplu doğum günü sözü veriyoruz hep birlikte.
Deniz yoruyor, acıkıyoruz. Tuttuğumuz balıkları mideye indiriyoruz. Kalacağımız o Ceneviz Koyu'na giderken Meltem Abla'yı Mars'a yolluyorum, ardından dayanamayıp ben de gidiyorum. Bob Marley'le yüzüyoruz, Bob Dylan'la yemek yiyoruz, Nirvana 'Where did you sleep last night' derken kestiriyoruz birazcık.Ardında batarken güneş dağların, biz Ceneviz Koyu'na giriyoruz. Bu koy müthiş bir koy. İki dağın arasında turkuaz bir deniz.
Buz gibi diye tahmin ettiğim suya atıyorum kendimi. Su gayet ılık. Suyun üzerinde yatıyorum. Gözümü açmamla gökyüzünü ve dağların tepelerini görüyorum. Hava, alacakaranlık dedikleri gibi. Hayatımda hiç öyle hissetmedim. En az yarım saat öylece yatıyorum suyun üstünde. Huzurdan söz etseler artık aklıma sadece o koydaki halim gelecek. İstemeyerek de olsa çıkıyorum yata. Akşam yemeğini beklerken biraz daha balık olayına girişiyoruz. Emreyle okey dönüyoruz, Meltemle marstan son dakika kurtulma dansı yapıyoruz. Yemeği yiyip, sıra geminin burnunda muhabbet etmeye gelince Taner Abi’yle başlıyoruz geyik yapmaya. Fender gitarından,150 şarkılık repertuarından, atlattığı deniz maceralarından, dövmesinin anlamından ve evin bahçesindeki köpeğinden açtığımız muhabbetle gece yarısına geliyoruz. Olympos’u ikimiz de sevmiyoruz fakat Çıralı’da hemfikiriz. 14 kişiyi egale ediyoruz.Komşu yatlardaki turistler müziği son ses açıp kopuyorlar. Ara sıra bizde onlara ayak uydurup, eğleniyoruz. Bol bol fotoğraf çekiyoruz (ki genel de çeken ben oluyorum) yatmaya son saatler kala senaryolar kurulmaya başlıyor. Tsunami mi çıkmadı,Geminin demirini tutan zincir mi kopmadı,fırtına mı çıkmadı.. Bir tek Jaws’ı es geçtiler, onu da ben tamamladım.
Kamaralar sıcak olduğundan geminin üstündeki şezlonga benzeyen minderlere yastık battaniye getirip yatıyoruz. Hani dedim ya denizin ortasında kahvaltı etmek kadar güzel bir şey yokmuş diye.. Varmış. O da sabah Ceneviz Koyu’nda uyanmak. Müthiş bir sakinlik, inanılmaz bir manzara.
Aynı eğlenceyle geri dönüyoruz bu defa. Her koya girip çıkarak, bol bol yüzerek, oyunlar oynayıp, en yüksek yerden atlamaya çalışarak geri dönüyoruz. Tatile gidip yorulan bir ben varımdır sanırım. Ama tatlı yorgunluk diyebiliriz.
Eğer huzur isteniyorsa, ters giden bir şeyler varsa,tempodan ya da boşluktan bunaldıysan ilaç gibi geliyor. Tatil buymuş. Diğerleri yalanmış. Tam zamanında geldi bu fırsat, iyi ki de geldi.
Ceneviz Koyu’nda uyumadan ölme.
Not:Sencan haklıymış, birden çıkarmış karşına mutluluk. İlla kişilerde mi çıkması lazım. Al sana tatil, al sana mutluluk!
Not 2 : Kuru kuru olmaz evet. Fotoğraflar yakında.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder