17 Ekim 2011 Pazartesi

Hayatımın İnsanı!

Sıradan Bir Cumartesi Sabahı....

Sıradan bir cumartesi  sabahına gözlerimi açmıştım; saatin kaç olduğunu kaale almadan. İnanılmaz bir heyecan vardı , daha  yatağımdan kalkmadan üstelik. Sorumluluğun aksamasından doğan bir heyecandı  galiba , huzursuzluğu anımsatmıyordu oysa. Gayet rahat bir şekilde uyanıp hazır olan kahvaltı masasına oturdum ve uyanınca minik kardeşimi gittiği resim kursundan benim yerime  annemin aldığını öğrendim.  O yüzden bana dinlenmem için öğlene kadar  uyuma fırsatı verilmişti.  Kahvaltıdan kalktığımda saate baktım ve ne göreyim!  Saat 13.00! Hemen mustafa filminin galasının olduğunu hatırladım ve telefona sarıldım:

-Baba, gala! Saat 14.30da başlayacak. Hani Can Dündar’ın belgeseli!

-Tamam kızım. Telefonu kapat,döneceğim Erol’la konuşup…

Bütün kelimelerin yerinin değişmesi , devrik kurulan cümleler.. Çoğunun öznesi gizli,heyecan içinde ekrana bakan gözler..

Telefon tekrar çaldı ve :

-Hazırlan  Cam piramit’e git kızım. Erol İşbilir ‘i bulacaksın. O yardımcı olacak sana orada.

Nasıl bir sevinç  bürümüştü benliğimi tahmin bile edilemez. Direk Burak’a bir mesaj: ‘çok heyecanlıyım! Can Dündar’la tanışacağım biraz sonra! ‘ siyah gömlek,kot kombinasyonunu üstüme geçirip , fotoğraf makinasını kapıp doğru otobüs durağına koştum.  Yol boyunca beni sakinleştirme görevini üstlenen Burak’a  çok teşekkür ediyorum. Sayesinde ellerimin terlemesi en aza indirgendi ve Can Abi’yle konuşurken ayaklarım titremedi.

Cam Piramit  en görkemli  günlerindeydi. Benim gibi zamanının büyük bölümünü  şehir merkezinde geçiren insanın yolu ancak Gala sayesinde  Cam Piramit’e düşmüştü.

Kırmızı halıda yürüdüm!....

Mekanın önü yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Çok güzel hazırlanılmıştı, ilk kez içim ürpermişti Altın Portakal Film Festivali’ne olan hazırlıklardan. Cidden emek harcanmıştı ve görkemli bir organizasyondu.

Kalabalığın arasından sıyrılıp 3 basamaklı merdivenden çıktım ve sağ ayağımı kırmızı halıya bastım! Hayır, sadece babamın bahsettiği Cam Piramit’in Müdürü olan Erol İşbilir’in yerine ulaşmak içindi.. Şaşkınlığımı biraz atmıştım üstümden ve konuya giriş yaptım: ‘ Film tamam da, ben Can Dündar’la tanışmak istiyorum!’ Erol bey istifini hiç bozmadan birkaç taktik verip, söyleşi odasından sonra ; canlı yayından önce konuşup,tanışma olanağı bulabileceğimi söyledi. Karşısında nasıl bir Can Dündar hayranı olduğunu anladı sanırım. Çünkü karşısındaki lise hayatı başlamadan önce, Atatürk’e böylesine hayran olmasını Can Dündar belgesellerine borçluydu. Sarı Zeybek filmini izlemeyen Mustafa Kemal Atatürk ’ ü yarım tanıyordur bana göre. İzleyenler , izlemeyenlerden daha yoğun bir sevgi hissediyordur  eminim. Can Dündar’ın ; Atatürk’ün , bize hiç bilmediğimiz yönlerini anlatması onu diğer  yapımcılardan ayıran en büyük özellik olduğuna inanıyorum.

.. ..

Can Dündar....

Can Dündar, AÜ SBF Basın Yayın Yüksek Okulu’nu bitirmiş, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi  Bölümü’nde yüksek lisans yapmış ve aynı bölümde doktorasını vermiş. Çeşitli gazete ve dergilerden sonra  TRT’de televizyonculuğa başlamış ve ‘32.Gün ‘ bünyesinde yaptığı  programın ardından gelen belgesel yapımcılığını halen sürdürüyor. Ayrıca şuan Milliyet Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapmakta. Bağımsız olarak yaptığı belgesellerin sonuncularından olan ve bahsettiğim ‘Mustafa’ filminin yönetmenliğini yapan Can Dündar, 9 aylık araştırma ve yapım süresinin gerçekten hakkını vermiş.  Film de bazı bölümlerde ağlayıp , bazı bölümlerde güldüğümüz ve Atatürk’ün ağabeyinin ölümünden tutun , annesinin ölümüne kadar yaşadığı acıkardan ve çocukça zaaflarına kadar bütün benliğinizi etki altına alan bir film.

İlk kez bir filmin galasına gittim ve bu film hayranı olduğum yazara, gazeteciye, araştırmacıya aynı zamanda bir atatürkçü’ye aitti : Can Dündar.

Film Sonrası  Ufak Bir Söyleşi....

Çıkışta elleri mendilli bir çok insan hızlı adımlarla ilerliyordu. Bende kalabalıktan sıyrılıp, kendimi söyleşi odasına attım. Can Dündar’ı  en rahat görebileceğim , gözlerinin içine bakıp rahatsız edebileceğim hatta farkedilmeyi sağlayıp çıkışta yanına damlayacağım için bir göz aşinalığı yaratmak amacıyla en güzel yeri bulup oturdum.  İnsanların soru yöneltmesi bekleniyordu fakat  gözlerindeki nemi hala kurumamış izleyicilerden sadece tebrik cümleleri  çıkıyordu. Çünkü Atatürk , bir kez daha olağanüstü bir güzellikle anlatılmıştı ve bunda sorulacak pek soru da bulunamıyordu.

Giriş,Gelişme ve O Beklenen Sonuç!....

Söyleşi bitiminde NTV’nin küçük bir canlı yayın köşesindeydi Can Dündar. Tesadüfen tanıştığım Fatma Ablayı bulmuştum yanımda ve iki Can Dündar hayranı olarak canlı yayını daha da canlı  izlemek için mekanıın içine koşmuştuk. Reklam arası girdi ve Can Dündar  kalabalığın içinden sol tarafına bakıp hem gülüyor hem konuşuyordu. Sol tarafta da biz vardık! ‘Fatma abla! Baktı!! ‘ ( fatma abla gülümsüyor.) ‘Fatma Abla! Yine baktı bak hala bakıyor! ‘  ve daha fazla dayanamadı bu hayran ;  ‘ Can Abi! Yanına gelebilir miyim?! ‘  benimki tam yüzsüzlüktü belki de. O an bunu düşünecek halim yoktu . açıkçası pek hatırlamıyorum kurduğum cümleleri.. ve fotoğraf tabii ki! Can Abi iyimser , hem insancıl hem de çok başarılı bir gazeteci.

‘Mustafa’ yı da mutlaka izlemelisiniz.

*Bugün 12.05 uçağıyla İstanbul’ a giden Can Abi’ye iyi yolculuklar..Filmin  2. Gösterimi 29 Ekim’de.  Umarım oraya da gelir de bol vakti olur yapmak istediğim ama vakit yetersizliğinden gerçekleştiremediğim röportajı faaliyete geçirebilmek için..

                                                                                                                        Eylül    Dilan Gürhan
19 Ekim 2008

Mustafa Filmi Galası

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder