17 Ekim 2011 Pazartesi

1 Eylül 2009

Lüzumsuz bir hava sezdim kendimde. Çok olağan dışıyım nedense. Günlük rutinlik beni hep sarsmıştır, günümün günüme uymaması gerekir ama hem öğrencilik hayatından hem de iş hayatından kendini kurtarmak diye bir şey yok işte. gündüzlerin tek düze geçip gidiyor. Aldığın kahve 2 fincanken 5 fincana çıkması,bir iki insan daha tanıyıp sana bir şeyler öğretmesi ya da bakış açını değiştirmesi gibi ayrıntılar bu tek düzeliği bozuyorsa, ona diyecek bir şeyim yok.
En sevdiğim dakikalar işten eve giderken yaptığım otobüs yolculukları. Nasıl da içim kıpır kıpır. 'Bugünü de kurtardık hahaheyyt özgürüm! ' şeklindeki cümleler fink atıyor o an beynimde. Bu da rutin cümlem işte! Aaa. Bir de 'açım!' var tabi. İnsan koşuştururken unutuyor yemek yemeyi. Önceleri bu kadar yoğun değildim. Sevmiştim boşluğu. 'oh oya bile yapılır be. ek iş mi bulsam' demişliğim bile olmuştu evet! Büyük konuşmamalı.
Konuyu da dağıtmamalı!
Ne demiştim. Otobüs yolculukları.. İnsanları incelemek ilgi alanımı oluşturuverdi bi anda. Şoförün birisine yardım etmemesinin teyzelerin nasıl dedikodu malzemesi oluverdiğini, işten çıkanların ifadelerini,oruçlu-oruçsuz insan ayrımı yapabilmeyi,yardımseverliği,umursamazlığı.. msn ifadeleri gibi binbir çeşit surat bir otobüsün içinde.. Hepsini tek tek inceliyorum. Kulağımda kulaklıklar; seneler önce keşfedilen ve bugün de dinlenebilen 'o' şarkı çalıyor ve tek tek süzüyorum, eleştiriyorum. Hatta geçen gün yemek tarifi öğrendim 18 numarada. Bir abla, arkadaşı olduğunu düşündüğüm, kendisinden yaşça büyük teyzeye zeytinyağlı bir yemeğin tarifini veriyordu.
Otobüslerin bu kadar eğlenceli ve sosyal bir ortam olduğunu keşfetmemiştim daha önce.
Her zaman içerde değil gördüklerim,duyduklarım ve oyalandıklarım.
Saat sabahın 8'i.Dolmuştayım. Çallı kavşağından dönmekteyiz ki bir görüntü! Aman tanrım dedim, o an elimde fotoğraf makinası olmalıydı ve ben bu ayrıntıyı yakalamalıydım!
Çallı kavşağında ağır yük taşıyan işçiler iş saatine kadar uyurlar çimlerde. Küçükken hep korktum onlardan. Anneannemle evimizin ortası tam oraya denk geliyor. Geçerken cama yapışıp, ürkerek bakardım onlara. Hele yürüyorsak oradan, annemin eli benim elimle tost ekmeği olurdu kesin.
Bu sabah öylesine çevirdim kafamı cama doğru. Bir bisikletli uyuyan yaşlı adamın yanında durdu. Arkasındaki sepetten bir plastik tabak çıkardı. Görebildiğim kadarıyla içinde ekmek,meyve türü şeyler vardı. Kavşağın kenarındaki çimlerde uyuyan adamın yanına tabağı koydu ve gitti.
2. fotoğraf da o adam uyanınca çekilmeliydi. O sevinç, o ifade.. Öylesine merak ettim ki. Kimdi o bisikletli? Belediyenin işi miydi yoksa kendi yemeğini mi vermişti? Hayırsever biri miydi? başka kim olabilirdi ki ?
Belediyenin işi olduğunu sanmıyorum. Kepez Belediyesi desen, 3bin kişilik 3 ayrı çadırda iftar yemeği veriyor tüm Kepezlilere. Bu yıllardır  verilen klasik yemek manzarasıdır. Küçüklüğümden beri öyle kalmış zihnimde. Klasikleşen olaylar önemini yitirir derler ya. Bana da öyle gelmişti. Küçüklüğüme de vermek lazım. Aslolan öyle değilmiş. 3 ayrı çadırda 3 bin kişiye yemek vermek, aç insanları cidden doyurmak demekmiş.Başkan Akaydın 2500 kişiyi aç bırakınca anladım.Büyükşehir'in  '3bin kişilik iftar yemeği veriyoruz' diye astığı pankartları gören binlerce kişi, Büyükşehir İftar Çadırı'nın önünde kuyruk oldu. Yemeğini yiyip, tatlı niyetine Şevval Sam'ı izlemek isteyen binlerce kişi.. Oysa Büyükşehir Belediyesi sadece 500 kişilik yemek çıkardı o gün. kuyruk olanların hepsi orucunu belki de son kuruşlarıyla aldığı simitle açtı. Hoca'yı Şevval Sam konserindeki o müthiş organizasyonuyla içten içe tebrik etmiştim. Hatta babama da 'biz çok eğleniyoruz. gördün mü yaparsa hoca yapar. al sana kent organizasyonu' diye mesaj atmıştım. Aç kalan binlerce kişi müzikle doydu mu acaba.. 500 kişinin arasına geçip orucumuzu açtık diye fotoğraf çektirirken dışardaki aç insanlar aklından geçti mi Hocamızın çok merak ediyorum. Kazandığındaki sevinç kadar üzülüyorum şu anda.
halkın kartına vereceğimiz 8 TL'nin konusunu da bekliyorum dört gözle. Hatta 'antkart şirkete ait, şirkete ait kart olmaz belediyeye ait olmalı ' diyip iptal edilen kartlardan sonra, halkın kartının da organizasyon şirketine devredilip ihaleye çıkacak olması da ayrı bi şaşırtıcı.
Tren yanlıştı ya hani  Antalya'ya.. Kaldırılacaktı. Neden bugünlerde 'yapılmış bari kullanalım dedik. Test sürüşü Eylül Ayı boyunca devam edecek' deniyor?
Parti değil, başkan seçilmeli düşüncesini savunuyorum. Hala ve hala!
Bunca Kamu Yönetimi Mezunu insanlar neden bu işe atılmıyolar ? Neden doktorlar doktorluk, mühendisler mühendislik vs yapmıyor ?
neyse.
O değil de.. Neciydi o bisikletli çocuk?

Dilan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder